20 Haziran 2011 Pazartesi

KUBA MESCİDİ

 KUBA MESCİDİNİN ESKİ HALİ


KUBA MESCİDİNİN ÇİFT TUĞRALI KAPISI
KÜBA MESCİDİ (ESKİ)

KUBA MESCİDİ VE ÇİFT TUĞRALI KAPISI
Yıl 2008, Hac yolculuğu nedeniyle Medine‘deyiz ve Kuba Mescidini ziyaret ediyoruz. Sevgili Peygamberimizin “Her kim burada namaz kılarsa bir umre sevabına nail olur” buyurduğu mescitten söz ediyorum. Yine biliyoruz ki, Efendimiz her cumartesi günü binekle veya yaya olarak Kuba Mescidi’ni ziyaret edip namaz kılardı, hatta nerede namaz kıldığı dahi bilinirdi.
Şimdi O Kuba Mescidi sizlere ömür. 1984 yılında tamamen yıkılmış ve yeni baştan yapılmış. Bugün yerinde ilk mescitle hiç alakası olmayan bir yapı duruyor.  Kur’ân-ı Kerim’de (Tevbe, 108) “İlk günden takva üzerine kurulan mescit” diye övülen Kuba Mescidi’nin Peygamber Efendimizin elinin ve alnının değdiği orijinal binası hazin bir hatıra şimdi.
Eski mescit ile yenisi arasındaki farkı hat sanatı uzmanı sevgili Uğur Derman Beyefendinin çektiği resimlerden anlıyoruz. Eski mescitteki Osmanlı kitabesi ve en önemlisi çift tuğralı giriş kapısı artık yok.
Osmanlı Padişahı II. Mahmud 1829 yılında,  Peygamber Efendimiz’in elinin ve alnının değdiği ve harap haldeki bu mescidi, ilk binasını koruyarak tamir ettirir. Tamir kitabesinin manzumesini şair Pertev Paşa’ya, kitabenin mermere yazım işini hat sanatımızın  üstatlarından Yesarizade Mustafa İzzet Efendi’ye, tuğraları da yine büyük tuğrakeşlerden Akif Efendi ve Haşim Efendi’ye yazdırmıştır.
Üstteki büyük tuğra, aslında devrin padişahına değil, ‘gerçek padişah’a aittir, yani Peygamber Efendimiz’e. Tuğranın içerisinde “Muhammedün-Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem” yazmakta, üst ve altındaki yazılarla birlikte “kelime-i tevhid” tamamlanmaktadır. Kitabenin altındaki küçük tuğraya gelirsek, işte o mescidi tamir ettiren II. Mahmud’un tuğrasıdır. Devrin padişahı, bu kutlu mescitte yerini gerçek padişaha terk etme edebini unutmuyor.
Osmanlı sultanlarının en zayıfından en kudretlisine kadar değişmeyen ortak faziletleri, Resûlullah’a karşı duydukları hürmet ve muhabbettir. İşte bunun taş üstündeki delili sayılabilecek olan ve bir benzeri de bulunmayan Kubâ Mescidindeki kitabe o sevginin ihtişamlı bir nişanesidir. 
KÜBA MESCİDİNİN İÇİ
 KÜBA MESCİDİNİN YENİ HALİ


MESCİDİ NEBEVİNİN SIRLARI

MESCİDİ NEBEVİ KROKİSİ
PEYGAMBER MESCİDİNDEKİ SÜTUNLAR
1. Toplantı Sütunu
Hücre-i Saadet ile Ravza arasındaki bir nolu sütundur. Hz. Peygamber bu direğin bulunduğu yerde Medine’ye gelen heyetleri, elçileri ve misafirleri kabul ederdi.Ayrıca ashabın ileri gelenleri ile de burada toplanır ve önemli kararları burada alırdı.Bu nedenle buraya Heyetler Sütunu da denir.
2. Muhafız Sütunu
Toplantı sütununun güney tarafındaki iki nolu sütundur. Hz. Ali ve emrindeki sahabeler Hz. Peygamberi korumak için burada otururlardı. Hz. Ali, Peygamber efendimizin özel muhafızlığını yapardı. Hz.Ali ile ilgili hatıralar taşıyan bu sütuna Ali Sütunu da denilir.
Maide Suresinin 67. ayeti nazil olunca Rasulullah Efendimiz evinden çıkmış ve müminlere "Ey insanlar beni korumak için bir daha buraya gelmeyin, bundan böyle beni Allah (CC) koruyacaktır" demiştir. 
Maide Suresi 67. ayetin meali: Ey resul rabbinden sana indirileni tebliğ et şayet bunu yapmazsan onun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah kâfirler topluluğunu hidayete eriştirmez.
 3. İtikaf Sütunu
Muhafız sütununun güney tarafındaki üç nolu sütundur. Hz. Peygamber Efendimizin itikafa girdiği yerdir.Peygamber Efendimiz burada hurma dallarından ve yapraklarından yapılan bir sedirde oturur, ibadet eder ve istirahat ederlerdi.
Peygamberimizin İtikafa girdiği bu yere Serir Sütunu da denir.
4. Tevbe Sütunu (Ebu Lubabe Direği)
Muhafız sütununun batı tarafındaki ilk sütundur. Hendek savaşında Mekkeli müşrikler Müslümanlarla savaşmak için Medine’yi kuşatmışlardı. Medine’de yaşayan Yahudi Beni Kureyza kabilesi Medine’yi savunmak için Müslümanlar ile anlaşma yapmışlardı. Yahudiler savaş başladıktan sonra Müslümanlarla anlaşma yapmalarına rağmen hainlik yaparak Mekkeli müşriklerle işbirliği yaptılar.
Hendek savaşının sonunda Müslümanlar galip gelince Hz. Peygamber Yahudilerin bu tutumuna çok kızdı ve bunlara ceza verilmesini istedi. Yahudiler kendilerine nasıl bir ceza verileceğini öğrenmek için sahabeden Ebu Lubabe ile istişare yaptılar. Bu ara Ebu Lubabe farkında olmadan kendilerine nasıl bir ceza verileceği gibi bazı önemli bilgileri Yahudilere söyledi.
Ebu Lubabe birden hata yaptığını ve Hz. Peygambere ihanet ettiğini anlayınca Mescidi Nebeviye geldi ve kendisini bir direğe bağlayarak Allah tarafından tövbesi kabul edilene kadar hiçbir şey yiyip içmeyeceğine dair yemin etti.
ALLAH (CC) 7 gün sonra Ebu Lubabenin tövbesini kabul etmiştir ve bu konu ile ilgili Enfal Suresi 27. ayet nazil oldu. Bunun üzerine bizzat Hz. Peygamber Ebu Lubabeye tövbesinin kabul edildiği müjdesini vererek iplerini çözdü.

Bundan dolayı bu sütuna Tevbe Sütunu denir.

Enfal Suresi 27. Ayet Meali: Ey iman edenler Allah ve resulüne ihanet etmeyiniz. Emanetlere de ihanet etmeyiniz.
 5. Hz. Ayşe Sütunu (Muhacirin Direği)

Hücre-i Saadet tarafından üçüncü ve minber tarafından üçüncü olan sütundur. Hz. Ayşe validemizin bildirdiğine göre Hz. Peygamber burası Mescidi nebevinin en önemli noktalarından biridir demiştir.

Peygamberimiz (SAV) kıblenin değiştirilmesinden sonra iki yada üç ay süreyle bu sütunun olduğu yeri mihrap olarak kullanmıştı.Daha sonra ise Muhallaka sütunun bulunduğu yer mihrap olarak kullanılmıştır. 
Hz Ayşe’nin rivayet ettiği bir başka hadisi şerifte Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur. "Mescidimde bu sütunun yanında bir yer vardır ki, insanlar onun faziletini bir bilselerdi orada namaz kılabilmek için aralarında yarışırlardı’’
Ayrıca Mekke’den gelen muhacirler burada toplanır ve bir araya gelirlerdi. Onun için buraya Muhacirin Sütunu da denir.
6. Muhallaka Sütunu (Ağlayan Kütük)

Peygamber mihrabının bitişiğindeki sütundur. Mescidi  Nebevi, ilk inşa edildiği zamanlarda Peygamber efendimiz hutbesini buradaki bir hurma kütüğüne dayanarak okuyordu. Bu kütük yıllarca Sevgili Peygamber(sav)’in sesini ve nefesini dinlemişti.
Mescide Cuma namazını kılmak için gelenlerin sayısı günden güne artmaktaydı. Cemaatten birisi Peygamber Efendimize
-Ya Rasulullah! Cemaat gün geçtikçe daha da artıyor.Arka tarafta namaz kılanlar seni görmekte ve sesini duymakta zorluk çekiyorlar.Dilerseniz size bir minber yapalım.Siz de onun üzerine çıkarak cemaate seslenin.
Hz.Peygamber bu fikre sıcak baktı ve sonraki cumaya üç basamaklı bir minber yapıldı.Hz.Peygamber hutbe okumak üzere minbere çıktığı esnada mescidin içerisinde ağlama sesine benzer bir inilti duyulur
Herkes mescidde  iniltinin nereden geldiğini ararken bu iniltilerin hurma kütüğünden geldiği fark edilir. Belliki kuru hurma kütüğü bile onun ayrılığına dayanamamıştır.Bunun üzerine Sevgililer Sevgilisi(sav) minberden iner, o kütüğün yanına gelir, okşar, teselli eder ve cennette dikilip sonsuza kadar müminlere hurma verecek bir ağaç olacağını müjdeler.Kütüğün inlemeleri yavaş yavaş azalır ve susar...

Peygamber(sav)’imiz daha sonra tekrar minbere çıktı ve  hutbesini irad etti ve Allah'a hamd-ü senada bulunup şöyle dedi:
Doğrusu şu hurma kütüğü benim ondan ayrılışıma dayanamadığı için ağladı ve bana olan özleminden inledi.Vallahi yanına varıp onu teskin etmeseydim iniltisi kıyamete kadar kesilmeyecekti.
Hasan Basri(ra), yıllar sonra bu olayı anlatırken ey Müslümanlar kuru kütük bile ALLAH elçisinin sevgisinden, hasretinden ağlayıp inliyor... YA SİZ İNSAN OLARAK NE YAPIYORSUNUZ der.
MİHRAPLAR
Mihrabı Nebevi
Peygamber Efendimizin mihrabıdır.  Peygamberimizin zamanında mescitte mihrap yok idi. Hicri 91 yılında Emevi Halifesi Ömer Bin Abdülaziz, Peygamberimizin namaz kıldırdığı bu yere mihrapların en güzeli olan Mihrab-ı Nebevi’yi yaptırmıştır. Bu mihrapta yada yakınınında namaz kılmak, kılabilmek ne büyük bir heyecandır, ne büyük bir mutluluktur. Allah (CC) herkese nasip etsin İnşallah.
Hz. Osman Mihrabı
Mescidin kıble tarafındaki duvarında bulunmaktadır. Hz. Osman (R.A.) Mescidin genişletilmesinden sonra bu noktada namaz kıldırmaya başlamıştır. Ömer Bin Abdülaziz tarafından yapılmış olup günümüzde halen namaz kıldırılan yerdir.
Hanefi Mihrabı
Minberin sağ tarafından 2. ve 3. sütunun arasında kalan mihraptır. Hanefi İmamlarının namaz kıldırdığı mihrap olduğu için bu adla anılmıştır. Hicri 860 yıllarında Doğan Şehy tarafından yapılan mihrap daha sonra Hicri 938 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yenilenmiştir.

Teheccüd Mihrabı 
Hücre-i Saadet’in kuzey duvarına bitişik olan bölüm olup  Peygamber Efendimizin teheccüd namazını kıldığı yerdir. İşte kutsal toprakları ziyaret edenler için bir fırsat daha, Sevgili Peygamberimizin teheccüd namazı kıldığı yerde sizde teheccüd namazı kılmak istemezmisiniz. 
MİNBER
Mescitte önceleri bir hurma kütüğüne yaslanarak cemaate hitap eden Peygamber Efendimiz için Hicretin 7. yılında üç basamaklı bir minber yapılmıştır. Sonraları defalarca değişen ve yenilenen minber son olarak Osmanlı Sultanı Üçüncü Murat tarafından 1590 yılında yeniden yaptırılmış ve mescitteki yerine konulmuştur. Bu minber bugün halen kullanılan minberdir.
Peygamber Efendimiz bir hadisinde şöyle buyurmuştur.
''Evim ile minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir''
Hadiste geçen yer Hücre-i Saadet ile minber arasındaki yerdir. Allah(cc) herkese burada namaz kılmak ve dua etmek nasip etsin.
HÜCRE-İ SAADET
Mescidi Nebevi inşa edilirken Peygamber Efendimiz için iki oda yapılmıştı. Bunlardan biri Hz. Aişe'nin odasıydı ve Peygamberimiz son günlerini burada geçirmiştir. Hicri 632 yılında ruhunu teslim eden Resulu Ekrem efendimiz bu odaya defnedildi. Hz. Aişe'nin odası bundan sonra ''Hücre-i Saadet'' olarak anılmaya başlanmıştır.
Hz. FATIMA'NIN EVİ
Hz. Fatıma'nın evi Hücre-i Saadet'in kuzey kısmında bulunuyordu. Ömer Bin Abdülaziz zamanında mescitin genişletme çalışmaları çerçevesinde Hz. Fatımanın evi Hücre-i Saadet'in içine katılmıştır.
Hz. EBUBEKİR'İN EVİ
Hz. Ebubekir'in evi Hücre-i Saadet'in batı kısmında bulunmaktaydı. Hz. Ebubekir'in evine konuk olup iki rekat namaz kılmak istermisin. Minberin olduğu yerden batıya doğru yürüyün ve sütunları saymaya başlayın, 5. sütunun olduğu yer Hz. Ebubekir Sıddık (R.A) evidir.
SUFFA
Mescid-i Nebevinin kuzey doğusunda yer alır. Burası Resulallah'ın(sas) emri ile üzeri hurma dalları örtülüp gölgelik yapılmıştı. Adınada gölgelik manasına gelen ''Suffa'' adı verilmişti. Suffa; kimsesiz, bekar ve fakir müslümanların barındığı ve Kuran eğitimi aldığı bir yer olmuştur. Burada yetişen en ünlü sahabilerden birisi Ebu Hureyre(R.A.) dir.
MÜEZZİN MAHFİLİ
Hz. Osman (R.A.) , Bilali Habeş'in müezzinlik yaptığı yere zeminden yükseltilmiş ve etrafı çevrilmiş bir mahfil yaptırmıştı. Hz. Osman (R.A.) sık sık namazlarını burada kılıyordu. Daha sonra müezzin mahfili olarak kullanılan bu mekan Memluk Sultanı Kayıt Bey zamanında tamamen mermerden yapılarak hizmete devam etmiştir.

SAFA VE MERVE

SAFA TEPESİ  (ESKİ HALİ)


MERVE TEPESİ  (ESKİ HALİ)


SAFA TEPESİ VE MERVE TEPESİ ARASINDA SAY (ESKİDEN)




Safa ve Merve
Safa Tepesi Mescid-i Harem’in kuzeydoğusunda Merve tepesinden daha yüksek ve Kabe’ye daha yakın olan, Merve Tepesi ise Mescid-i Haremin kuzeybatısında  olan ve aralarında yaklaşık 400 metre mesafe olan iki tepedir.
Önceleri bir vadi olan Safa ile Merve arası zamanla doldurulmuş, yükseltilmiş ve yürüyüşe uygun hala getirilmiştir. Ayrıca tepelere çıkmayı kolaylaştırmak için merdivenler yapılmıştır.
1922’de iki tepe arasındaki Sa’y yapılan alanın üstü kapatılmış, 1955’de Kabe'nin genişletme çalışmaları çerçevesinde burası Mescid-i Harama katılarak iki katlı olacak şekilde tasarlanmış ve zaman içinde bugünkü haline getirilmiştir.
Zemzem Suyu
Safa ile Merve Hz. İbrahim (AS)’ın eşi Hz. Hacer ve oğlu Hz. İsmail’i bıraktığı vadinin çevresindeki mübarek tepeler.
Hz. İbrahim’in ayrılmasından sonra suyu ve erzakının tükenmesi üzerine çaresiz kalan Hz. Hacer, oğlu İsmail’in susuzluktan ölmesinden endişe ederek Safa ve Merve tepeleri arasında su bulmak amacıyla koşturmaya başlamış ve tam ümitlerin tükendiği bir anda mucize gerçekleşmiş ve Hz. İsmail’in ağlarken ayaklarını vurduğu yerden su fışkırmıştır. İşte yüzyıllardır insanlara şifa kaynağı olan Zemzem suyunun hikayesi...
Hızlı yürüyüş anlamına gelen Sa'y, umuda koşmaktır ve bir arayıştır. Sa'y İbadeti, Hz. Hacer'in bu hatırasının canlandırılmasıdır.
İşte bu sebeple Safâ ile Merve arasındaki gidiş ve geliş yani Sa’y İbadeti, İnsanın Cenâb-ı Hakk’a büyük bir huşû, hiçlik ve acziyet itirafı içerisinde ilticâ etmesi ve dualarının kabul olması hikmetini taşımaktadır.
Cenâb-ı Hak, bu iki tepenin önemini şöyle ifâde buyurur:

“Şüphesiz Safâ ile Merve, Allâh’ın nişânelerindendir…” (Bakara, 158)


SAFA TEPESİ  (ŞİMDİKİ HALİ)



MERVE TEPESİ  (ŞİMDİKİ HALİ)


SAFA VE MERVE ARASINDA SA'Y

16 Haziran 2011 Perşembe

KABENİN TARİHİ

Hz. İbrahim ve Kabe

Hz. İbrahim'in zamanında, Mezopotamya Ovasında yaşayan kavimler taştan ve ağaçtan heykelcikler yapıyor ve bunlara tapıyorlardı.
Hz. İbrahim, kavminin taptığı bu sahte ilahlara tapmayı reddetmiş ve sadece tek ilah olan Allah'a inanmıştı. Kavminede putlara tapmamalarını, kainatın yaratıcısı yüce Allah'a inanmalarını sürekli olarak anlatıyordu. Ancak başta babası Azer olmak üzere kavmi Hz. İbrahime inanmayıp inkar etmişlerdi.
Kuran'ı Kerim'de bu durum şöyle anlatılır. Hani İbrahim, babası Azer'e şöyle demişti: 
Sen putları (kendine) ilahlar mı ediniyorsun? Doğrusu, ben seni ve kavmini apaçık bir sapıklık içinde görüyorum." (Enam Suresi, 74)

Hz. İbrahim bir gün kavminin taptığı putları kırmış ve oların hiçbir işe yaramadığını göstermeye çalışmıştı. Buna çok kızan Babil halkı Hz. İbrahim'i yakalayarak Nemrut'a teslim etmişlerdi.

Hz. İbrahim, Nemrut'un ateşinden ve zülmünden Allah'ın verdiği mucize ile kurtulduktan sonra ailesinide yanına alarak göç eder. Şam ve Mısır'da bir süre kaldıktan sonra Mekke civarında bir yere gelir. Burada Allah'tan gelen vahiy üzerine konaklayarak, bir ev inşa eder. İşte o ev bugün Müslümanların kıblesi olan ve yeryüzünün ilk mabedi olan kutsal Kabe'dir. Bu durum Kuran'da şöyle bildirilmektedir:

"Hani Biz İbrahim'e Beytullah'ın yerini belirlediğimiz zaman şöyle emretmiştik. Bana hiç bir şeyi ortak koşma, benim mabedimi tavaf edenler, kıyam edenler, rükua ve secdeye varanlar için evimi (Kabe'yi) tertemiz tut."
  (Hac Suresi, 26)

Bu mübarek ayette Hz. İbrahim'in Kabeyi yeniden inşa etmesi ve Kabe'yi ziyaret edenler için temiz ve güvenli bir şekilde bulundurmaya görevlendirildiği bildiriliyor.
Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail’in Kabe'yi inşa etmeleri Bakara Suresinde ise şöyle bildirilir.
İbrahim, İsmail ile birlikte Beytullah'ın (Kâbe’nin) temellerini yükseltiyor. (Bakara Suresi 127)
Ayeti Kerimede İbrahim A.S. ve İsmail A.S. tarafından Kabe'nin temellerinin yükseltildiğinin belirtilmesi, Kabe'nin ilk olarak Hz. İbrahim tarafından inşa edilmediğini göstermektedir.
Bu Ayetin ışığında, İslam'da genel görüş olarak Kabe'nin ilk olarak Hz. Adem tarafından yapıldığı ancak ondan geriye sadece temellerinin kaldığı, sonra Hz. Şit Peygamber tarafından yeniden inşa edildiği ve Nuh tufanı sırasında kumlara gömüldüğü ve sonrasında ise ayette belirtildiği üzere Hz İbrahim’in Allah’ın emri ile Kabe’nin bulunduğu yere gittiği ve Kabe’nin temellerini bularak o temeller üzerine bugünkü mevcut Kabe’yi inşa ettiği kabul edilmiştir.
  500'lü Yıllarda Kabe'nin Tasviri

Kabe’nin Tarihçesi
Hz. İbrahim Kâbe'yi yaklaşık olarak dörtgen şeklinde inşa etmişti. Hz. İbrahim sonrasında yıkılan ve harap olan Kabe, önce Curhum Kabilesi tarafından daha sonrasında Amalikler Kabilesi tarafından yeniden inşa edilmiştir.
Kâbe'nin yönetimi, hicretten önce ikinci yüzyılda Peygamberimizin atalarından Kusay b. Kilab'ın eline geçince, harap durumdaki Kabe’yi yıkıp yeniden sağlam bir şekilde inşa etmiştir.

1700'lü Yıllar Kabe'nin Tasviri
 
Miladi 605 yılında, fırtına ve sel sonucunda Kâbe yıkılmıştı. Kureyşliler Kabe’yi yeniden inşa ettiler, Sıra Hacer-ül Esved 'in yerleştirilmesine gelince, onu yerine koyma onuruna kimin sahip olacağı hususunda aralarında ihtilaf çıktı. Kureyşin ileri gelenleri toplandılar ve aralarında uzlaşarak Hz. Muhammed'in (S.A.V.) hakemliğine başvurmaya karar verdiler.
Peygamberimiz (S.A.V.) o sırada otuz beş yaşındaydı ve henüz Peygamberlik gelmemişti. Kureyşliler onu akıllı, ileri görüşlü, doğru biri olarak biliyorlardı ve Hacer-ül Esved’i yerine koyması için onu seçmişlerdi.Kureşliler bu isteklerini Hz Muhammed'e bildirdiler, o da bu isteği kabul etti. 
Hacer-ül Esved’in bugün durduğu yere sevgili Peygamberimiz  yerleştirmiştir. Kureyşliler Kabe’yi bugünkü şekil üzerine tek kapılı olarak inşa etmişler ve Hicr-i İsmail’i dışarıda bırakmışlardır.

Kâbe, Emeviler dönemine kadar bu şekilde kaldı. Emeviler döneminde sahabilerden Abdullah b. Zübeyr,  Emevi halifesi Yezid b.Muaviye'ye biat etmemiş ve ona karşı çıkarak Mekke ve Medine’de hilafetini ilan etmişti.
Bunun üzerine Emevi Halifesi Muaviye, İbn-i Zübeyre karşı savaş ilan etmiş ve bu savaşta Kâbe mancınık atışlarından dolayı isabet almış ve bir bölümü yıkılmıştır. 
Muaviye'ye karşı galip gelen İbn-i Zübeyr, savaştan sonra harap olan Kâbe'yi tamamen yıkmış ve yeniden inşa etmiştir. Öncekinden farklı olarak Hacer-ül Esved Kabe içine alındı, Hicr-i İsmail Kâbe'ye dahil edildi ve karşı duvarda bir kapı daha açılarak Kabe çift kapılı hale getirildi. Kâbe'nin onarımı Hicri 64/Miladi 683 yılında tamamlandı ve üzeri halis ipek kumaş ile örtüldü.

1880 Kabe'nin Çekilmiş İlk Resimi ve Kabe Çevresindeki Yapılar

 
Hicri 72/Miladi 691 yılında, beşinci Emevi Halifesi Abdulmelik b. Mervan, Mekke’yi tekrar ele geçirmek için komutanlarından Haccac b.Yusuf'u Mekke'ye gönderdi.
Mekke'de karşılaşan Haccac ile İbn-i Zübeyr arasında çıkan savaşta İbn-i Zübeyr yenildi ve öldürüldü. Haccac, Kâbe'ye girdi ve İbn-i Zübeyr'in Kabe’de yaptığı değişiklikleri gördü ve bunları Halife Mervan'a bildirdi.
Halife Mervan, Kâbe'nin derhal eski haline döndürülmesini emretti. Bunun üzerine Haccac, Kâbe'yi Kureyş'in attığı temel üzerinden yeniden inşa etti. Hacer-ül Esved’i eski yerine koydurdu, Batıya bakan kapıyı kapatarak Kabe'yi tekrar tek kapılı hale getirdi.Hicr-i İsmail’i dışarıda bıraktı. Ayrıca Kabe’nin çatısına bir yağmur oluğu yaptırdı.

1911 Yılında Kabe



1941 Yılındaki Selden Sonra Kabe


1950 Yılında Kabe


1963 Yılında Kabe


1970 Yılında Kabe Zemzem Kuyusu Girişi


Hicri 960/1553 tarihinde Osmanlı Sultanlarından Kanuni Sultan Süleyman tahta gelince, Kâbe'nin yıpranan çatısını onardı. Haccac’ın yaptırdığı oluğu, Gümüş Oluk olarak değiştirdi.
Kâbe'nin etrafını çeviren ve Kâbe yüksekliğini aşmayan sayıları 500'ü bulan kubbeli revaklar Sultan II.Selim (1566-1574) zamanında yapılmış, planlarını ise Mimar Sinan hazırlamıştır. Osmanlı atalarımızdan Kabe'de kalan bu son mirasıda Suud Hükümeti yıkmaya çalışıyor. İnşallah bu emellerine nail olamazlar.
Sultan I. Ahmed Hicri 1021/1612 yılında, Kabe'nin büyük oranda yıpranmış yapısını desteklemek için payandalar ve üzerine bir demir kemerle çevirerek yapıyı sağlamlaştırdı. Kabe'nin çatısının büyük bölümü değiştirildi, duvarlarındaki hasar onarıldı. Kabe'nin yağmur oluğu altın işlemeli olarak yenilendi. Kabe'nin tavanını tutan üç ahşap sütun altın ve gümüş ile süslendi.
Hicri 1040/1630 yılında Kabe büyük bir fırtınaya maruz kalmış ve duvarlarından ikisi yıkılmıştır. Bunun üzerine Sultan Dördüncü Murat, Kabe’nin en son ve büyük onarımını gerçekleştirmiştir. Kabe’nin bütün duvarları yıkılmış, sadece Hacer-ül Esved yerinde bırakılmış ve orijinaline sadık kalınarak 6 ay içinde yeniden inşa edilmiştir. Şimdiki mevcut bina bu tarihte inşa edilen yapıdır.
Sultan Abdülmecit Han, Hicri 1273/1857 tarihinde Kabe’nin çatısına konması için altın bir oluk göndermiştir. Bugünkü Altınoluk Sultan Abdülmecit’in gönderdiği oluktur.

2000 Yılında Kabe


2010 Yılında Kabe'nin Gelecekteki Durumu.İnşaallah Olmaz


Suudi Hükümeti
ise çeşitli dönemlerde Kabe’de ve çevresinde yenileme ve büyütme çalışmaları yapmıştır. Kabe’nin çevresindeki Hz. İbrahim Makamı hariç bütün yapılar daha kolay tavaf yapılabilmesi amacıyla kaldırılmıştır.
Kabe’nin Yapısı
Kabe'nin duvarları Mekke tepelerinden getirilen toplam 1614 adet siyah taşdan yapılmıştır. 25 cm yükseklikte ve 30 cm kadar çıkıntılı bir mermer kaide üzerinde bulunmaktadır.
Kabe kapısının bulunduğu duvarın boyu
12 m, yan duvarlarsa 10 m'dir. Yerden yaklaşık 2,5 m yükseklikte bulunan Kabe kapısı, yer yer gümüş kaplamalı olup altın yaldızlarla süslüdür Bu kapıya daraç denen, tekerlekli özel bir merdivenle çıkılır. Kabe’nin tabanı ve duvarları mermer ile kaplıdır Kabe’nin içinde üç ahşap sütun vardır, Kabe tavanı bu sütunlar üstüne oturur. Tavanda gümüş ve altın kandiller asılıdır.

Kabe'nin Krokisi


Kabe Köşeleri

Kabe köşeleri rükün olarak adlandırılır. Kuzey köşesine(Irak tarafını gösterir) Rükn-ül Iraki, batı köşesine (Şam tarafını gösterir) Rükn-ül Şami, güney köşesine (Yemen tarfını gösterir) Rükn-ül Yemani, Hacerül Esved'in bulunduğu doğu köşesinede Rükn-ül Hacer-ül Esved denir.
Doğu köşesinde, yerden
1,5 m yükseklikte  Hacer-ül-Esved (Kara Taş) vardır. Hacer-ül-Esved ile Kabe kapısı arasında kalan kısıma El Mültezem denir. Kabe'nin kuzey köşesi ile batı köşesi arasında  Altınoluk bulunur. Kuzeybatı duvarının karşısında El Hatim adı verilen daire biçiminde bir duvar daha vardır. İsmail peygamber ile annesi Hacer'in mezarları olduğu rivayet edilen bu alana Hicr-i İsmail denir

Kabe'nin duvarları, Sitare adı verilen örtü ile örtülüdür. Osmanlı hükümdarları, Kabe örtüsünü özel olarak Mısır'da dokutur, bordürlere sırma ile Kur'an'dan ayetler işletir ve Sürre alayı denen bir kervanla Mekke'ye gönderirlerdi.

CENNETÜL BAKİ - CENNETÜL MUALLA

CENNETÜL BAKİ 
Cennetül Baki'nin Eski Hali




Medine’de Sevgili Peygamberimizin, Hz Ebubekir’in ve Hz. Ömer’in mübarek kabirleri ziyaret edildikten sonra mescidin Baki Kapısı'ndan çıkılır ve edep üzere Cennet’ül Baki ziyaret edilir.

Cennet’ül Baki, 10.000 civarında sahabenin defnedildiği mübarek topraklar. İslam’ın 3. Halifesi Hz. Osman, Peygamberimizin amcası Hz. Abbas, cennet ile müjdelenen 10 sahabiden biri olan Abdurrahman bin Avf, Müslümanlığı seçen yedinci kişi olan Sa’d bin Ebi Vakkas, Maliki mezhebinin kurucusu İmam Malik Hazretleri Allah hepsinden razı olsun. Peygamberimizin süt annesi Halime, halası Safiye, başta Hz. Ayşe validemiz olmak üzere Peygamberimizin zevceleri ve kızları, Peygamberimizin torunu ve Hz Ali’nin oğlu Hz. Hasan ve daha niceleri burada yatmaktadır.
Osmanlılar zamanında Peygamberimizin yakınları ve diğer sahabeler için türbeler ve kubbeler yapılmış gayet güzel ruhani bir görüntüsü varmış. Cennet’ül Baki’nin 1900' lü yıllarda çekilmiş yukarıdaki resminde bu türbeleri ve kubbeleri görüyoruz. Daha sonra Suud yönetimi diğer mübarek yerlerde olduğu gibi burada da kubbeleri,türbeleri yıkmış ve bugünkü haline getirmiştir.
Aşağıda bulunan Cennetül Baki krokisini 2008 yılında Medine’ye yaptığım ziyaret sırasında ve yaptığım diğer araştırmalar sonucu yaptım. Bir hata yaptık ise Rabbim bizi bağışlasın.
Cennetül Baki'nin Şimdi Hali



İslamın 3.Halifesi olan Hz. Osman (RA)'ın  mübarek kabirleri.

Caferi Sadık (RA), Muhammed Bakır (RA), Zeynel Abidin (RA), Hz Hasan (RA) ve Hz Abbas (RA) 'ın kabirleri.

Sevgili Peygamberimizin oğlu Hz İbrahim'in Kabri


CENNETÜL MUALLA
Cennetül Mualla'ın Eski Hali
İslamiyetten önceki dönemlerdede Mekke'nin mezarlığı olan Cennetül Mualla, Kabe-İ Şerife tahmini 2 km mesafede olup Cin Mescidi'nin yanındadır. Burada Peygamber Efendimizin dedesi Abdülmuttalip, Amcası Ebu Talip, Zevceleri Hz. Hatice Validemiz, oğulları Kasım, Abdullah ve Sahabiden Abdullah b. Zübeyir'in kabirleri yer almaktadır.
Osmanlı Devleti zamanında bu mübarek kabirler kubbeli türbeler şeklinde yapılmış iken Suud Yönetimi zamanında bunların hepsi yıkılarak düz bir alan haline getirilmiştir. Bugün içinde Mekke'de vefat eden tüm müslümanlar (Mekke'de Hac ve Ümre için bulunan müslümanlar dahil olmak üzere) Cennetül Muallaya defnedilmektedir.
Cennetül Mualla Bugünkü Hali

Cennetül Mualla'da Hz. Hatice'nin yerini Gösteren Ağaç

HİCAZ DEMİRYOLU

Hicaz Demiryolu projesi Ulu Hakan Sultan Abdülhamid'in en büyük hayali idi. Kutsal topraklara giden hacıların, çöl yollarında aylarca süren yolculuklarının kolaylaşması ve hacıların daha güvenli bir şekilde hacca gidip gelebilmesi amacıyla yapılmıştır. Ayrıca Osmanlının bu bölgelerdeki denetiminin sağlanması, bölgeye gidecek askerlerin ulaşımının kolaylaşması ve bu bölgenin ekonomik gücünün yükseltilmesi öncelikli hedeflerdir.
 HİCAZ DEMİRYOLU YAZILI ORJİNAL OSMANLICA LEVHA
Hicaz demiryolu’nun yapımı için başta Sultan Abdülhamit Han 2.5 milyon altın olmak üzere, devletin sivil ve askeri memurları, aylıklarının %10’unu bağış olarak vermişlerdir. Bu iş için halktan kurban derisi toplanmış, posta pulları ve madalyalar bastırılmıştır. Bütün dünya müslümanları büyük maddi bağışlarda bulunmuşlardır. İslâm dünyasınca yapılan bu yardımlar, “Hicaz Şimendifer Hattı İanesi”nde toplanmıştır.
 
Yapımına 1900 yılında başlanan ve toplam uzunluğu 1464 km olan bu yolun 1300 km’lik Şam-Medine arasına öncelik verilmiştir. Hicaz demiryolu inşaatında çalışan işçilerle teknik elemanlar yalnızca müslümanlardan seçilmişti. Ayrıca ray ve benzeri malzemeler İstanbul tersanelerinde üretilmiş, traversler ise Toros ve Amanos dağlarındaki ağaçlardan yapılmıştır.
 KİSVE BÖLGESİNDE ÇALIŞAN DEMİRYOLU İŞÇİLERİ VE ASKERLER
Issız, çorak, susuz ve kumlu çöllerde iklim şartları ile mücadele eden askerlerimiz, aynı zamanda demiryolu yapılmasına karşı çıkan ve engellemeye çalışan eşkıya ile mücadele etmiş ve bu uğurda pek çok şehit vermişlerdi.
Bütün bu zorluklara, meşakkate  karşı mücadele eden askerlerimizi ve demiryolunda çalışan işçilerimizi ayakta tutan güç, böyle kutsal ve manevî yönü büyük olan bir işte görev almanın verdiği moral ve Hz. Muhammed (s.a.s) sevgisi idi.
 ŞAM (DAMASCUS) İSTASYONU


KİSVE İSTASYONU


TEBUK İSTASYONU


AL MUAZZAM TREN İSTASYONUN AÇILIŞI


YARMUK KÖPRÜSÜ


MEDAİN SALEH İSTASYONU


AL ULA TREN İSTASYONU


CESİM KÖPRÜSÜ


HAFİRAH İSTASYONU


Hicaz Demiryolunda 1903 yılında Amman’a, 1904 yılında Maan’a, 1905 yılında Hayfa’ya, 1906 yılında Medayin Salih’e ve 1908 yılında Medine İstasyonuna ulaştı.
II. Abdülhamid Han, demiryolu hattı mukaddes belde Medine’ye ulaşınca, Resulullah’ın rûhaniyeti gürültüden rahatsız olmasın diye raylara keçe döşenmesini istemiştir. İşte ecdadımızın peygamber sevgisini gösteren bir güzel örnek daha. Allah onlardan razı olsun.
 MEDİNE İSTASYONU
Hicaz Demiryolu hattı 27 Ağustos 1908 tarihinde Şam’dan ilk trenin hareketi ile açılmıştır.
Açılışından 8 yıl sonra, 1916’da demiryolu hatları İngiliz casusu Lawrance’in örgütlediği Araplar tarafından kısmen tahrip edilmiştir. Ayrıca I. Dünya Savaşı’nda da tahribata uğramıştır.
Bugün halen, Medine İstasyonu, Amberiye Cami ile lokomotifler ve ahşap vagonlar mahzun, boynu bükük Osmanlı izleri olarak yıkılmaya ve çürümeye terk edilmiş, adeta unutturulmak istenen bir tarih gibi durmaktadır.

Günümüzde bu hattın yeniden yapılması planlanıyor. Gönül ister ki İstanbul’dan Peygamber diyarına uzanan bu gönül köprüsü bir an önce kurulsun ve mukaddes topraklar ile Türkiye arasında sıcak ilişkiler yeniden başlasın
Hicaz Demiryolu Haritası.


Hicaz Demiryolu İstasyonları
  1. Şam (Damascus) İstasyonu  0 Km.
  2. Kisve (Kiswe) İstasyonu  21 Km
  3. Ali (Deir Ali) İstasyonu  31 Km
  4. Mescid (Masjit) İstasyonu 50 Km
  5. Şebab (Jebab) İstasyonu  63 Km
  6. Habib (Khabab) İstasyonu  69 Km
  7. Muhacceh (Mahajjah) İstasyonu  78 Km
  8. Şakra (Shakra) İstasyonu  85 Km
  9. Esra (Izra) İstasyonu  91 Km
  10. Dera (Dar’a) İstasyonu  123 Km
  11. Nasip (Nassib) İstasyonu  136 Km
  12. Mafra (Mafraq) İstasyonu  162 Km 
  13. Semra (Samra) İstasyonu  185 Km
  14. Zarga (Zarga) İstasyonu  203 Km
  15. Amman İstasyonu  222 Km
  16. Jiza(Jiza) İstasyonu  260 Km
  17. Katran (Qatrana) İstasyonu  326 Km
  18. Maan İstasyonu  326 Km
  19. Kadir El Hac (Ghadir al-Hajj) İstasyonu  475 Km
  20. Batn al-Ghul İstasyonu  520 Km  
  21. Mudevver (Mudawwara) İstasyonu  572 Km
  22. Tebük (Tabuk) İstasyonu  692 Km Al-Akhdar
  23. El Akdar (Al-Akhdar) İstasyonu  760 Km
  24. Al Muazzam İstasyonu  822 Km
  25. Al Hamra İstasyonu  880 Km
  26. Medain Salih İstasyonu  955 Km
  27. Al-Ula İstasyonu  980 Km
  28. Zümrüt İstasyonu 1048 Km
  29. Hedia İstasyonu  1133 Km
  30. Ebu Namn İstasyonu 1176 Km
  31. Hafire İstasyonu  1290 Km
  32. Medine İstasyonu 1302 Km