16 Mayıs 2020 Cumartesi

İlk Vahiy, Nur Dağı ve Hiranur Mağarası

NUR DAĞI                                                                                                                          
Nur Dağı (Cebeli Nur) Kabe'nin 5 Km kuzeydoğusunda, hiranur mağarası ise nur dağının zirvesinde yer alır.
Hiranur Mağarası; ilk vahye, nübüvvete, Cebrail ile Peygamberimizin buluşmasına şahit olmuş kısaca İslamın doğuşuna tanıklık etmiştir.
Hiranur Mağarası, aynı zamanda peygamberimizin sıklıkla ibadet ettiği bir mekandı.

Hz Muhammed (sav) son yıllarda ramazan aylarında hira mağarasına gider, orada inzivaya çekilir, tefekkür, dua ve ibadet ederdi. Resul-i Ekrem efendimiz ibadetini hanif dini üzerine yapardı. 

İLK VAHİY                                                                                                                          
Tarih miladi 610 yılı, aylardan ramazan
Hz Muhammed (sav) 40 yaşında..
Allah Resulu hira mağarasında yine ibadet ile meşgul iken Cebrail (as) insan suretinde gelir ve Allah (CC) tarafından görevlendirildiğini söyleyerek;

Kainatın efendisine seslenir ve OKU der,
Kainatın efendisi hayret ve korku içinde Ben Okuma Bilmem diye cevap verir.

Hz Cebrail peygamberimizi kucaklar ve sıkıp bıraktıktan sonra yeniden OKU der,
Kainatın efendisi tekrar aynı cevabı verir; Ben Okuma Bilmem 

Hz Cebrail tekrar peygamberimizi kucaklar ve sıkıp bıraktıktan sonra yeniden OKU der,
Kainatın efendisi; Ben Okuma Bilmem, Söyle Ne Okuyayım..
diye cevap verir.
Bunun üzerine Cebrail (as) Alak Suresinin ilk ayetlerini okur.

ALAK SURESİ (1-5)                                                                                                          
Yaradan Rabbinin adı ile oku. O insanı alaktan (kan pıhtısından) yarattı. Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir. O insanı kalemle yazmayı öğretti. İnsana bilmediğini öğretti..

Bu olay üzerine Hz Muhammed (sav) hira'dan ayrılır ve evine giderek Hatice Annemize başından gecenleri anlatır. Hz Hatice, olanları dinledikten sonra Peygamberimize korkmana, endişelenmene gerek yok. Allah, senin gibi iyi bir kulunu üzmez diyerek teskin ve teselli eder.
Hatice Annemiz, hira'da yaşananların ne anlama geldiğini anlamak üzere Peygamberimizi amcasının oğlu Varaka'ya götürür. Varaka b. Nevfel, İncil'i ve Tevrat'ı okumuş sözü geçen alim bir hristiyan idi.
Varaka, Peygamberimizden olup biteni dinledikten sonra heyecanlanır ve kendisine gelen kişinin diğer peygamberlerede gelen Melek Cebrail olduğunu ve kendisininde müjdelenen son peygamber olduğunu söyler.
Peygamber efendimiz, başına gelenleri idrak eder, anlamlandırır ve rahatlamış olarak evine döner.

HİRA'YI ANLAMAK                                                                                                            
Hira; hakikatı bulmak için inzivaya çekilmek, tefekküre dalmaktır.
Hira'yı anlamak, vahyi anlamaktır.
Hira, Kuran ile buluşmaktır.
































1 Mayıs 2020 Cuma

Arafat Dağı, Arafat Vakfesi ve Kıyametin Provası

ARAFAT DAĞI                                                                                                                
Arafat, Mekke'nin 25 km güneydoğusunda yer alan bir düzlüktür. Arafat Dağı ise bu ovanın ortasında yaklaşık 70 metre yüksekliğinde bir tepedir. Arafat dağına Cebel-i Rahme yani Rahmet Dağı da denir.
Arafat, kelime olarak bilme, tanıma, anlama manalarına gelir.

ADEM (AS) İLE HAVVA VALİDEMİZİN BULUŞMASI                                                   
Hz Adem ile eşi Havva cennetten çıkarıldıktan sonra yeryüzünde farklı yerlere indirilmiş, bir müddet ayrı yaşadıktan sonra nihayet ilk kez arafat dağında buluşmuşlar ve affedilmeleri için burada Allah (CC) yakarışta bulunmuşlardır.
Rabbil Alemin, Adem ile Havva'nın dualarını kabul etmiş birde kıyamete kadar her sene aynı gün ve saatte buraya gelerek af dileyeceklerin tamamını bağışlama lütfunda bulunmuştur.
İşte hacıların arafe günü Arafat'a çıkıp tövbe istiğfar etmelerinin hikmeti budur.

ÜMMÜL KURRA                                                                                                             
Hz Adem (AS) ile Havva Validemiz affedildikten sonra bugünkü mekke şehrinin bulunduğu yeri vatan edindiler. Bundan dolayı ve yeryüzündeki ilk yerleşim yeri olması nedeniyle mekke şehrinin bir adıda şehirlerin anası anlamına gelen Ümmül Kurra'dır.

ARAFAT VAKFESİ                                                                                                         
Yeryüzündeki müslümanların büyük buluşma yeri olan Arafat, aynı zamanda Haccın farzlarından biri olan vakfenin yapıldığı yerdir.
Müslümanlar Kurban Bayramı arefesinde arafat da vakfe dururlar. Arefe günü arafat da bulunmak tövbe kapısında bulunmaktır ve her müslüman için büyük bir nasiptir.
Vakfe, duruş bekleyiş demektir.
Arafat Vakfesi, kıyamette Allahın huzurunda bekleyişin ve mahşerin bir provasıdır. 
Arafat'da arefe günü yapılan yapılan dualar geri çevrilmez. Müslümanlar burada bütün samimiyeti ile Allah'a yönelir, el açıp yalvarır, tövbe eder ve yeniden doğmuş gibi günahlarından arınma fırsatı bulurlar.
Allah Resulüne hac nedir diye sorduklarında Hac Arafat'dır buyurmuştur.
Hac Arafat'dır, arif olmaktır, marifete ermektir ve yeniden dirilmektir.
Arafat; yeniden dirilişi, mahşeri, mahkemeyi kübra öncesi bekleyişi, ölmeden önce ölmeyi ve hesaba çekilmeden önce muhasebe yapmayı bilmek demektir.

VEDA HACCI                                                                                                                 
Allah Resulu son haccını MS 632 yılında yapmıştır. Son hac olduğu için Veda Haccı denir. Sevgili Peygamberimiz meşhur Veda Hutbesini veda haccında arafat da okumuştur. 
İnsan hakları beyannamesi niteliğinde olan veda hutbesi ile müslümanların duruşunu tüm dünyaya göstermiştir.

Arafat Tepesi-1890

Arafat Tepesi-1950
Arafat Tepesi-2000 li Yıllar

Arafat Meydanı - Arafat Tepesi - Nemire Mescidi
















20 Ağustos 2011 Cumartesi

Mescidi Nebevi'nin (Peygamber Mescidi) Tarihi


Eski adı ile Yesrib… Yesrib iken Hz. Peygamberin hicret etmesiyle Medinetü’l Münevvere olan, yani Allah’ın nuruyla ve İslam ile aydınlanan şehir…  ve Hz. Peygamberin yerleşmesiyle Medinetü’l Nebi yani Peygamber Şehrine dönüşen hicret yurdu…

Sevgili Peygamberimiz (sas), Mekke’li Müslümanlar ile birlikte Medine’ye ''hicret'' ettiklerinde tarih 12 Rebiyülevvel(Eylül) 622 cuma günüydü. Medineliler büyük bir sevinç ve coşku ile karşılamıştı hicret yolcularını… Peygamberimizi bir sevgi seli ile karşılayan Medineliler onu misafir etmek için adeta birbirleri ile yarışıyorlardı. Peygamberimiz, kendisini davet edenleri kırmamak için devesi Kasvâ’nın salıverilmesini ve onun çöktüğü yerde konaklayacağını söyledi. Peygamberimizin devesi Kasvâ, Neccaroğullarından Sehl ve Süheyl adlı iki yetimin üzerinde hurma kuruttukları düzlükte çökmesi üzerine buraya en yakın evin sahibi olan Ebu Eyyüp El-Ensari’ye misafir oldu.

Medine Şehrinin Peygamber Zamanında Tasviri


Sevgili Peygamberimiz, devesinin çöktüğü yerinde mescit olmasını istedi. Böylece devenin çöktüğü hurma ambarı Sehl ve Süheyl adlı iki kardeşten 10 miskal altına satın alındı ve engebeli olan arazi düzeltildikten sonra buraya mescidin ilk temeli atılmıştır.
Mescidin temeli taştan yapılmış ve duvarları killi topraktan yapılan kerpiçlerle örülmüştür. Bir adam boyundan yükseklikte duvar ile kuşatılan ilk mescit, üstü açık bir şekilde inşa edilmiştir. Peygamberimiz, mescidin inşaatında bizzat çalışmış ve inşaata rehberlik etmiştir.
Ortalama 7 ay süren mescidin inşaatı, 623 yılının Şevval(Nisan) ayında bitmiştir. Mescidin inşaatının devam ettiği süre içerisinde Peygamberimiz, Ebu Eyyüp El Ensari’ye misafir olarak kalmıştır.

İlk Mescidin Özellikleri
1. Mescidin temeli 3 zirâ (ort. 1,5 metre) taş temel, duvarı killi topraktan yapılmış kerpiç kullanılmıştır.
2. Mescidin uzunluğu 70 zirâ (ort. 34metre), genişliği 60 zirâ (ort. 29 metre) ve yüksekliği 5 zirâ(ort. 2,5 metre)dır. Alanı ortalama 1000 metre karedir.
3. Duvar yapısı Araplar arasında Semit olarak bilinen kerpiç üstüne kerpiç örülmesi ile Saide denilen bir kerpiç üstüne yarım kerpiç konulması tarzındaydı.
4. Mescidin ilk kıblesi Beytül Makdis (Kudüs) idi. Mihrap hurma kütüklerinden yapılmıştı.
5. Doğu duvarının güney kısmına Hz. Ayşe ve Hz. Sevde için iki adet oda yapılmıştı.
6. Mescidin güneybatı kısmında kimsesiz ve fakir Müslümanlar için Suffa adı verilen gölgelik yapılmıştı.

Mescidi Nebevi'nin İlk Hali

1.Rahmet Kapısı   2. Osman Kapısı  3. Güney Kapısı 4. Ayşe Kapısı 5. Hz. Peygamber Mihrabı  6. Hz. Ebubekir Evi  7. Hz. Ayşe Evi 8. Sevde r.a. Evi 9. Suffa 10. Kuzey Kapısı

İlk Mescidin Kapıları
1. Babu - Rahme (Rahmet kapısı): Babı- Atike adı da verilen batı tarafındaki kapıdır.
2. Babu - Osman (Osman kapısı) : Babı- Cibril(Cebrail) adı da verilen doğu tarafındaki kapıdır.
3. Babu- Cenubi : Mescidin güney cephesindeki kapıdır. (Kıble değiştikten sonra bu kapı kapatılarak tam karşısına kuzey tarafına kapı açılmıştır)
4. Hz. Ayşe (ra)’ın odasından mescide açılan kapı

Kıblenin Değiştirilmesi
Mescitte 16 ay boyunca Mescid-i Aksa’ya karşı namaz kılınmıştır. Müslümanlar, Hicri ikinci yılda (Miladi 624) Kıblenin değiştirilmesi ile ilgili ayet nazil olduktan sonra kıble kuzey yönünden güney yönüne alınmış ve Kabe’ye yönelmişlerdir.
Allah Resulü (sav), iki üç ay boyunca Hz. Ayşe sütunun orda namaz kıldırmış, daha sonra ise muhallaka sütunun yanında namaz kıldırmıştır. Burası Peygamberimizin namaz kıldırdığı yer olmuş ve mihrabı buraya yapılmıştır.
Kıble değiştirildikten sonra güney tarafındaki kapı kapatılmış bunun yerine kuzey tarafında Beytül Makdis kapısı adı ile yeni bir kapı açılmıştır.



Mescidin İlk Genişletilme Çalışması
Mescidin ilk genişletilme çalışması Hz. Peygamber zamanında yapılmıştır. Medine’de Müslümanların sayısının artması ile ihtiyaca cevap veremeyen mescit, Hicri yedinci yılda (Miladi 628) Hayber Seferi dönüşünde yeni ilaveler ile genişletildi. Kıble tarafı hariç üç tarafından genişletilen mescit kare planlı bir hale geldi ve ortalama 2500 metre kareye ulaştı.
Mescide yağmur ve güneşten korunmak için hurma ağacından direkler yapılmış, kirişler ile birbirine bağlanarak yaprak ve dallar ile örtülmüş ve üstü toprak ile kapatılmıştır.

1900'lü Yıllarda Medine


Hücre-i Saadet
Peygamberimiz ömrünün son zamanlarını eşi Hz. Ayşe’nin odasında geçirmişti. Peygamberimiz bu odada vefat etti ve buraya defnedildi. Daha sonra Hz. Ebu Bekir vefat ettiği zaman Hz. Ayşe validemiz birisi kocam diğeri babam diyerek Hz. Peygamberin can dostu ve en yakın arkadaşı olan Hz. Ebu Bekir’in Peygamberimizin yanına defnedilmesine müsaade etmiştir.
Hz. Ömer (RA), ölümüne neden olan suikastta yaralandığı zaman bu iki can dostunun yanına defnedilmek istemişti. Hz. Ayşe (RA), Hz. Ömer’i kırmayarak buna onay vermiş ve Hz. Ömer’de  Hz. Ebu Bekir’in yanına defnedilmiştir.

1908 Yılında Mescidi Nebevi


Hz. Ebu Bekir (RA) Dönemi
Mescidi Nebevi’ye Hz. Ebu Bekir döneminde bir değişiklik yapılmamıştır.
Hz. Ömer (RA) Dönemi
İkinci genişletme çalışması Hicri 17 yılında Hz. Ömer(RA) döneminde yapılmıştır. Bu dönemde Hz. Ebu Bekir(RA) ‘ın evinin tamamı, Peygamberimizin amcaları Abbas(RA) ve Cafer bin Ebu Talib’in evlerinin yarısı mescide katılarak 3575 metrekareye ulalmıştır. Ayrıca mescidin batı kısmına Bab-ı Selam (Selam Kapısı) adıyla yeni bir kapı açılmıştır.
Hz. Osman(RA) Dönemi
Hz. Osman(RA) döneminde de sahabelerin bir kısmının evleri alınarak mescide katılmış ve kıble tarafına doğruda mescit genişletilmiştir. Bu dönemde Mescidin sütunları taştan yeniden yapılmış ve tavanı sert bir ağaç ile kapatılmıştır. Ayrıca doğu ve batı tarafına revaklar yapılmıştır.
Hz. Ali (RA) Dönemi
Mescidi Nebevi’ye Hz. Ali döneminde bir değişiklik yapılmamıştır.

1970 Yılında Mescidi Nebevi


Emeviler Dönemi
Emevi Halifesi Velid bin Abdülmelik döneminde yapılan genişletme çalışmalarında, Hücre-i Saadet ve Hz. Fatıma’nın evi mescide katılmıştır. Mescidin dört bir köşesine yaklaşık 26 metre yüksekliğinde dört adet minare yapılmıştır. Bu dönemde Mısır’dan mozaik ustaları getirttirilerek duvarlar oymalı taştan yapılmış, mozaik ve mermerler ile süslenmiştir. Tavan yeniden yapılmış ve altın süslemeler ile bezenmiştir. Üç taraftan büyütülen mescit yaklaşık 7500 metrekarelik bir alana ulaşmıştır.
Abbasiler Dönemi
Abbasiler döneminde özellikle Sultan Mehdi zamanında çeşitli imar ve genişletilme çalışmalarına devam edilmiştir. Hicri 654 yılında mescitte ilk yangın meydana gelmiş, bu yangından sonra yapılan onarımda mescidin tavanı ile Hücre-i Saadet’in tavanı eşit hale getirilmiştir. Bu dönemde mescit 9300 metrekareye ulaşmış sütunların sayısı ise 290 olmuştur.
Memluklar Dönemi
Memluklar döneminde mescitte onarım faaliyetleri devam etmiştir. Mescitte ilk kubbe ahşap olarak Sultan Kalavun tarafından yaptırılmıştır. Hicri 886 yılında yıldırım düşmesi sonucu mescitte ikinci yangın meydana gelmiştir. Çeşitli imar faaliyetleri ile birlikte yangından sonraki en büyük onarımlardan biriside Sultan Kayıt Bay zamanında yapılmıştır. Mescidin onarımı yapılırken bütün minareler yeniden inşa edilmiştir. Ayrıca bu minarelere ilave olarak mescidin  güneydoğu köşesinde beşinci minareyi yaptırmış olup bugün halen mevcuttur.

Selam Kapısı (Bab'üs Selam)


Osmanlılar Dönemi
Osmanlılar döneminde ilk onarım faaliyeti Kanuni zamanında yapılmıştır. Sultan II. Mahmut zamanında ise Hücre-i Saadet’in üzerinde bulunan kubbe taştan yapılarak kurşunlanmış ve üzeri yeşile boyanmıştır. Bundan sonra kubbe, Yeşil Kubbe (Kubbetü’l Hadra) adını alarak bir simge haline gelmiştir.
Peygamber Mescidi, Osmanlı Sultanı Abdülmecit dönemine kadar yaklaşık 400 yıl boyunca önemli bir onarım görmemiştir. Sultan Abdülmecit, büyük oranda yıpranan mescidi H 1266 yılında kapsamlı bir onarım başlatmıştır.
İstanbul’dan gönderilen mimar ve ustalarla kapsamlı bir restorasyon yapılmış ve bu restorasyonda batı duvarı, minber, mihraplar ve ana minare sağlam ve orijinal olduğundan hiç dokunulmamış geriye kalan her şey onarıma alınmıştır.
Babü’s Selam (Selam Kapısı), muhteşem bir güzellikte yeniden yapılmıştır. Ayrıca her büyük onarım yapan sultan gibi mescide yeni bir kapı eklenmiş ve adına Sultan Abdülmecit anısına Mecidiye Kapısı denmiştir.
İstanbul’da hattat yarışması yapılmış ve birinci seçilen hattat olan Hattat Abdullah Zühdi, Medine’ye gönderilmiştir. Hattat üç yıl boyunca mescitte çalışarak bütün sütunların, mihrapların, kubbelerin, duvarların ve Hücre-i Saadet’in hatlarını yazmıştır.
Bu restorasyon sonunda mescit 10.940 metrekareye ulaşmış ve sütün sayısı toplam 327 olmuştur.

Mescidi Nebevi Genişletme Çalışmaları


Suudlar Dönemi
Suud Meliki Abdülaziz zamanında, 1949 – 1955 yılları arasında yapılan genişletme çalışmaları ile mescidin alanı 16.300 metrekareye ulaşmıştır.
Mescidi Nebevi’nin tarihindeki en büyük genişletme çalışmaları ise 1984 – 1994 yıllarında Melik Fahd bin Abdülaziz zamanında olmuştur. Bu çalışmada mescidin alanı 98.300 metrekareye ulaşmış ayrıca mescidin üst katında 67.000 metrekarelik namaz kılma alanı yapılmıştır. Mescidin çevresinde 235.000 metrekarelik bir avlu oluşturulmuş, böylece 650.000 kişinin aynı anda namaz kılabileceği bir alana ulaşılmıştır. Bu dönemde sayısı 6 olan minarelerin sayısı genişletme ile birlikte sayısı 10’a çıkarılmış, bodrum katı otopark olarak tasarlanmıştır.

Mescidi Nebevi'nin Kapılarından Birkaçı


Hücre-i Saadet


Mescidi Nebevi'nin Uzaydan Görünüşü


12 Temmuz 2011 Salı

KABENİN İLK RESİMLERİ


 
KÂBE’DE ÇEKİLEN İLK RESİMLER
 
Kutsal toprakların tarihte çekilen ilk resimleri 1880 yılında Osmanlı Subayı Albay Sadık Bey tarafından çekilmiştir. 
Bu fotoğraflar Sultan İkinci Abdulhamid'in özel koleksiyonunda yer alıyor.
O tarihte fotoğraf teknolojisi gayri müslimlerin sergilediği bir zanaattı. Fotoğrafçılık Osmanlı sınırlarına 1839 yılında girmişti ama Türklerden bu işi yapabilecek kadrolar yetiştirilmesi 1879'lara kadar mümkün olmamıştı. Kutsal topraklara gayrı müslimlerin ayak basması yasak olduğu için Kutsal mekânların resimlenmesi de 1880'lere kalmıştı. Albay Sadık Bey, Osmanlı Sarayında fotoğrafçılık eğitimine tabi tutulmuş bir subaydı.
Sultan Abdülhamit, ''Her resim bir fikirdir. Bir resim yüz sayfalık yazı ile ifade olunamayacak siyasi, hissi manaları telkin eder'' diyerek tüm alanlarda olduğu gibi fotoğrafçılığında en büyük destekcisi olmuştur.
Sultan Abdülhamit'in çektirdiği resimler kutsal toprakların o günkü durumu ile bugünkü durumu arasındaki farka ve  Osmanlı eserlerinin nasıl yok edilmiş olduğuna tanıklık ediyor.
İşte Albay Sadık Bey'in 1880 yılında çektiği, Mekke'nin tarihte çekilmiş ilk fotoğrafları ve Kabe'nin o günkü hali.

Albay Sadık Bey'in Kutsal Topraklarda Çektiği Diğer Resimlerden Bazıları

Sultan 2. Mahmut zamanında yapılan Yeşil Kubbe (Ravza-i Mutahhara)

Türk Dağı Yanındaki Tepe Üzerindeki Gayretiye Kışlası

Hz. Hatice'nin Türbesininde bulunduğu Cennetül Mualla

KIBLETEYN MESCİDİ VE CUMA MESCİDİ

KIBLETEYN MESCİDİ


Mescid-i Nebevi'ye 5 Km uzaklıkta bulunan ve ilk adı Ben-i Selime Mescidi iken Resul-i Ekrem'in namaz kıldırdığı sırada kıblenin Mescidi Aksa'dan Kabe'ye çevrilmesi üzerine ''İki Kibleli Mescit'' anlamına gelen bugünkü adını almıştır.
İslamın ilk yıllarında namazlar, Kudüs'te bulunan Mescid-i Aksa'ya doğru kılınıyordu. Peygamber Efendimiz kıblenin Kabe olmasını yani namazların Kabe'ye dönülerek kılınmasını çok arzu ediyor ve bu konuda Allah(CC)'den gelecek emri bekliyordu. Hicretten 18 ay kadar sonra Peygamber Efendimize beklediği müjde gelmişti. Şaban ayının 15. günü(Berat Kandilinde) Hz Peygamber, öğle veya ikindi namazını kıldırdığı esnada ikinci rekatın sonunda aşağıdaki Ayet-i Kerime indi:
''Seni elbette hoşlanacağın kıbleye döndüreceğiz. O halde hemen Kabe'ye doğru dön. Ey müminler sizde nerede olursanız olun (namazda) oraya doğru dönün'' (Bakara 144)
Bunun üzerine Hz. Peygamber namazı bozmadan hemen Kabe istikametine döndü, cemaat de saflarıyla birlikte döndüler. Böylece Kudüs'e doğru başlanan namazın son iki rekatı Kabe'ye yönelinerek tamamlandı. İşte bu bakımdan bu mescide ''Mescid-i Kıbleteyn'' yani İki Kıbleli Mescit denir.
Mescid-i Kıbleteyn, Medine valisi Ömer bin Abdülaziz, Memluk Sultanı Kayıtbay ve Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinde büyük onarım ve imarlar görmüştür. Son olarakta 1987'de Suudi Hükümeti tarafından yeniden inşa edilen Mescid-i Kıbleteyn'in Kabe tarafına mihrap, Kudüs tarafına ise Bakara Suresinin 144. ayeti ile bir pano konulmuştur. Mescidin iç kısımları modern tarzda süsleme motifleri ile ve Türk Hattatı Hasan Çelebi'nin yazdığı celi sülüs ve kufi hatlarla bezenmiştir.

KIBLETEYN MESCİDİ'NİN KUDÜS TARAFI 


KIBLETEYN MESCİDİ'NİN KABE YÖNÜ


CUMA MESCİDİ


Peygamber Efendimiz Mekke'den Medine'ye hicreti esnasında Kuba'ya ulaşmış ve burada ilk mescit olan Kuba Mescidini inşa etmişti. 24 Eylül 622 Cuma günu buradan Medine'ye yola çıkan Hz. Peygamber cuma vakti girince Ranuna vadisinde Salim b. Avf kabilesine misafir oldu ve buradaki namazgahta ilk Cuma hutbesini okuyarak ilk Cuma Namazını kıldırdı.
Daha sonra buraya ilk cuma namazının hatırasını yaşatmak üzere Mescid-i Cuma adıyla bir mescit yaptırıldı.
Mescid-i Atike(Vadi) adıyla anılan bu cami ilk olarak Medine valisi Ömer b. Abdülaziz tarafından inşa edilmiş, daha sonra Osmanlı Sultanı II.Beyazıt tarafından yeniden imar edilmiş ve Hz. Peygamberin namaz kıldığı yer belirgin hale getirilmiştir. 1992 yılında Suud Hükümeti tarafından yeniden inşa edilen Cuma Mescidi, Kuba mescidine yaklaşık 1Km uzaklıktadır.
Osmanlı Mimarisini andıran yapısıyla ziyaretcilerini selamlıyan Cuma Mescidi'nin mimarı Mahmut Kirazoğlu'dur.

CUMA MESCİDİ'NİN GİRİŞ KAPISI

24 Haziran 2011 Cuma

HAZRETİ MEVLANA

 Hz. Mevlana Sözleri



                                         Mevlana Celaleddin-i Rumi
Hz. Mevlânâ’nın Hayatı
Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesi'nin Belh şehrinde doğmuştur. Mevlâna'nın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında "Sultanü'l Ulema" yani Bilginlerin Sultanı ünvanını almış olan Bahaeddin Veled'tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur..

Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve  Moğol istilası nedeniyle 1212 yılında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'den ayrıldı.

Sultânü'l-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Sonra Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâbe'ye hareket etti. Hac farîzasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldiler. Karaman'da Subaşı Emir Mûsâ'nın yaptırdıkları medreseye yerleştiler.

1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'l-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldılar. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun
ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlana'nın Sultan Velet ve Alaattin Çelebi adlı iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun'u kaybeden Mevlana Kerra Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlana'nın bu evliliktende Muzaffereddin ve Emir Alim Çelebi adlı iki oğlu ile Melike Hatun adında bir kızı oldu.

Bu yıllarda Anadoluda hüküm süren Selçuklu Devletinin Sultanı Alaeddin Keykubad, Bahaeddin Veled'i Konya'ya davet etti. Bahaeddin Veled, Sultanın davetini kabul etti ve 1228 yılında ailesi ve talebeleri ile birlikte Konya'ya geldi. Sultan Alaeddin Keykubad kendilerini muhteşem bir törenle karşıladı ve İplikçi (Altunapa) Medresesini ikametlerine tahsis etti.

Sultanü'l Ulema, 1231 yılında Konya'da Hakk'ın rahmetine kavuştu ve bugün müze olarak kullanılan Mevlana Dergahı'na defnedildi.

Sultanu'l Ulema ölünce talebeleri bu defa babasının tek varisi olarak gördükleri Mevlana'nın çevresinde toplandılar. Gerçektende Mevlana babasından ve büyük alimlerden ders alarak büyük bir ilim ve din bilgini olmuştu. İplikçi Medresesi, sohbetine gelenler ile dolup taşıyordu.

Mevlana, 1244 yılında kendisinden çok etkilendiği Şems-i Tebrizi ile karşılaştı. Mevlana, Şems'de ''Mutlak kemalin varlığını'' cemalinde de ''Allahın nurunu'' görmüştü.

Mevlana, Şems'in kısa bir sürede ölümünne çok üzülmüş ve uzun yıllar inzivaya çekilmişti. Daha sonraki yıllarda Selahaddin Zerkubi ve Hüsamettin Çelebi, Şems-i Tebrizi'nin yerini doldurmaya çalıştılar  

Yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 Pazar günü Hakk' ın rahmetine kavuştu. Mevlâna'nın cenaze namazını Mevlâna'nın vasiyeti üzerine Sadreddin Konevî kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevî çok sevdiği Mevlâna'yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine, Mevlâna'nın cenaze namazını Kadı Sıraceddin kıldırdı.

Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs"
  olarak kabul ediyor ve dostlarına ölümünün ardından ah-vah edip ağlamayın diye vasiyet ediyordu.

Hz. Mevlânâ’nın Vasiyeti:
Size, gizlide ve açıkta Allah’tan korkmayı, az yemeyi, az uyumayı, az konuşmayı, isyan ve günahları terk etmeyi, oruç tutmayı, namaza devam etmeyi, sürekli olarak şehveti terk etmeyi, bütün yaratıklardan gelen cefaya tahammüllü olmayı, aptal ve cahillerle oturmamayı, güzel davranışlı ve olgun kişilerle birlikte bulunmayı vasiyet ediyorum. İnsanların en hayırlısı, insanlara yararı olandır. Sözün en hayırlısı, az ve anlaşılır olanıdır.






MESCİDİ AKSA ve KUBBETÜS SAHRA

Mescid-i Aksa El-Cedid   (1800'lü Yıllar)

Mescid-i Aksa El-Cedid   (2000'li Yıllar)

Mescid-i  Aksa'nın (El-Cedid)  İçi

Mescid-i Aksa'nın (El-Kadim)  İçi

MESCİD-İ AKSA VE KUBBETÜ-S SAHRA
Tarihi
Kudüs ve Mescid-i Aksa tarihte büyük savaşlara sahne olmuş ve İslamiyetin ilk Kıblesi olan  o mübarek topraklar.
Mescid-i Aksa yada Beytü’l – Makdis, tarihte ilk olarak Hz. Adem A.S. tarafından yapıldığı rivayet edilir.  Sonrasında ise Hz. İbrahim A.S. tarafından yeniden inşa edilmiştir. ALLAH (CC) doğrusunu bilir. 
Hz. İbrahim tarafından yapılan Mescid-i Aksa, günümüze  kısmen ulaşmış olan El-Aksa El-Kadim mescididir. Yani aslında bugün 2 tane Mescid-i Aksa vardır. Biri Hz. Adem, Hz. İbrahim ve son olarakta Hz. Süleyman tarafından yapılan Mescid-i Aksa El-Kadim denilen eski mescid, diğeri eski mescid üzerine Selahattin Eyyubi tarafından yaptırılan Mescid-i Aksa El-Cedid olan yeni Mescid.
Hz. İbrahim’den yaklaşık 1000 yıl sonra Hz. Davut A.S. yıkılan Mescid-i Aksa’nın yeniden yapımına başlamış ama bitiremeden vefat etmişti. Hz. Davut  oğlu Hz. Süleyman’a Beytü’l -  Makdis’i tamamlamasını vasiyet etmişti.
Hz. Süleyman A.S. Mescid-i Aksa El-Kadim’i her iki tarafa doğru büyüterek kıymetli taşlarla bezemiş ve o zamanki yeryüzünün en süslü, en gösterişli mabedini yapmıştı.
Kudüs ve Mescid-i Aksa sırasıyla M.Ö. 586'da Babilliler, M.Ö. 168'de Helenler ve M.Ö. 63 yılında Romalılar tarafından  işgal edildi, yakıldı ve yıkıldı. Bu savaşlardan sonra Beytü-l Makdis’ten geriye bir duvar ve yıkıntılar kalmıştı. Bu duvar Hz. Süleyman mabedinden ayakta kalan ve yahudilerin altında ibadet ettikleri yer olup Ağlama Duvarı diye tabir edilen yerdir.
Kubbetüs-Sahra ile Mescid-i Aksa Arasında Kalan Ağlama Duvarı

Hz. Ömer (R.A.)
Kudüs 634 yılında ilk kez İslamiyet ile şereflendi. Halife Hz. Ömer R.A. Kudüs’ü feth ederek İslam topraklarına kattı. Hz. Ömer R.A. ilk olarak Beytü’l Makdis’i ve Muallak Kayasının(Sahra) bulunduğu Harem-i Şerifi temizledi ve Sahra üzerinde namazgah tarzında bir mescid yaptırdı.
Emeviler döneminde Halife Abdülmelik bin Mervan,  Sahra Mescidini büyütüp yenileyerek Ömer Cami olarakta anılan Kubbetü’s-Sahrayı yaptırmıştır.
1095 yılında büyük bir Haçlı saldırısına uğrayan Kudüs hıristiyanların eline geçti. Hıristiyanlar ilk olarak Mervan'ın yaptırdığı Sahra Mescidini(Ömer Cami) yıkmışlar ve yerine büyük bir kilise yapmışlar, kubbesinede büyük bir haç asmışlardı.
Kubbetü-s Sahra 1800'lü Yıllar 

Kubbetü-s Sahra 2000'li Yıllar

Kubbetü-s Sahra ve Çevresi

Kubbetü-s Sahra İçi

Selahattin Eyyubi
İslamın  büyük komutanlarından Selahattin Eyyubi,  haçlıların elinde bulunan Kudus’ü  1187 yılında yeniden feth ederek İslam topraklarına katmıştır. Haremi Şerife giren Müslümanlar ilk olarak hrıstiyanların kilise olarak kullandıkları Sahrâ kubbesinin üzerine çıkmışlar ve büyük altın haçı sökerek sahrayı tekrar islamlaştırmışlardır.
Selahattin Eyyubi, Mescid-i Aksa El-Kadim’i haçlardan, çanlardan temizlemiş ve üzerine Mescid-i Aksa El-Cedit’i inşa etmiştir. Ayrıca sahra üzerindeki kiliseyi yıkmış ve yerine muhteşem Kubbetü-s Sahra’yı yaptırmıştır. Bugünkü Mescid-i Aksa ve Kubbetü-s Sahra yapıları Selahattin Eyyubi’nin yaptırdığı yapılardır. Allah (CC) ondan razı olsun.
Müslümanların İlk Kıblesi
Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksa idi ve namazlar Kıbleteyn'e kadar Mescid-i Aksa'ya doğru kılınıyordu. Ashabı Kiramdan Ebu Zerri'l Gıfari der ki: Ya Resulallah! Yeryüzünde ilk kurulan mescid hangisidir diye sordum.
Resulallah Aleyhisselam: Mescid-i Haram'dır buyurdu.
Sonra hangisidir diye sordum: Mescid-i Aksa'dır buyurdu.
Mescid-i Aksa ile Kubbetü-s Sahra Birlikte

İsra Yada Miraç Hadisesi
Kudüs'ün özellikle Haremi Şerif alanının İslamiyetteki önemi, Miraç olayının burada gerçekleşmiş olmasıdır. Hz. Peygamber, Hicret'ten bir yıl kadar önce Recep ayının 27. gecesinde Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya gelmiş, buradanda Allah katına çıkarılmıştır. Bu olay Kuran-ı Kerim'de İsra suresinde şöyle bildirilir.
İsra Suresi-1 : Bir gece, kendisine bazı delillerimizi gösterelim diye Muhammed kulunu Mescid-i Haram'dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir. O gerçekten her şeyi işitendir, görendir.
Allac (CC), ayette Mescid-i Aksa'nın ve çevresinin mübarek kılındığını bildirmiştir. Mescid-i Aksa Beytü-l Maktis'tir yani Mukaddes Ev demektir. Nitekim Miraç ile ilgili hadiste Hz. Peygamber(A.S.) Burak'a bindim, Beytü-l Makdis'e vardım buyurmuştur.
Hacer-i Muallak
Hacer-i Muallak'ın kuzey-güney çapı 18 metre, doğu- batı çapı 13.5 metre uzunluğunda. Mübârek taşın en yüksek yeri ise yerden 2 metre, en alçak yeri yerden 1.25 metre yüksekliğinde.
Miraç Gecesi, Peygamber Efendimiz Göğe yükselirken ayaklarının altındanki kaya parcası da onunla birlikte kopmuş ve yükselmeye başlamış. Peygamber Efendimiz, bunu fark edince kayaya, “Dur!” diyor, bu noktada kaya havada asılı kalıyor. Onu havaya kaldıran kudretle, dur diyen güç arasında kalıyor. Bu yüzden, bu kayaya “Muallak Taşı” adı verilmiştir. Miraç olayının gerçekleştiği Muallak Taşı, bugün Kubbetü-s Sahra içinde bulunmaktadır.
Muallak Kayası

Muallak Kayasına Giriş
 

20 Haziran 2011 Pazartesi

MEKKE'DE OSMANLI ESERLERİ

ARAFAT İLE MEKKE ARASINDAKİ SU KEMERLERİ



Arafat’tan Müzdelife’ye giderken yolun sağ tarafında görünen su kemeri Mekke’deki ecdat yadigarı eserlerden biri olarak zamana karşı direnmeye çalışıyor.
Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı Mihrimah Sultan tarafından Mekke'nin su ihtiyacını karşılamak üzere 1560'lı yıllarda inşa edilen ve Arafat'ta bulunan Ayn-ı Zübeyde suyunu Mekke'ye ulaştırarak şehri suya kavuşturan tarihi yapı, şimdi kaderine terk edilmiş durumda.
Dile kolay, tam 460 yıl boyunca Mekke’ye gelen hacıları suya kavuşturan yaklaşık 25 kilometre uzunluğundaki su kemeri bugün sadece Türklerin ziyaret ettiği bir tarihi eser olarak ayakta kalmaya çalışıyor.
Osmanlının İslam’a ve Mukaddes topraklara verdiği önemi gösteren bu eser Mekke’ye gelen türk hacıları gururlandırırken, su kemerinin yalnız ve harap hali bir o kadar da üzüntü veriyor.

ECYAD KALESİ



Ecyad Kalesi, mukaddes topraklarda Osmanlı ‘dan geriye kalan ender eserlerden biriydi.
Kale, Osmanlılar döneminde Osman Nuri Paşa tarafından Kabe’nin korunması amacıyla 1781 yılında yaptırılmıştır.
Kabe’ye hakim bir tepede kurulan Ecyad Kalesi Birici Dünya Savaşına kadar Türk garnizonu olarak kullanılmıştı.
Osmanlı eserlerini yok etmeyi adet edinen Suud Yönetimi 2002 yılında otel yapmak bahanesi ile Ecyad Kalesini yerle bir etmiştir. Yıkılan Ecyad Kalesinin yerine lüks oteller inşa eden Suudlar böylece Mekke’nin tarihi dokusunu tamamen bitirmiş oldular.


OSMANLI KIŞLASI


Mukaddes topraklara ziyarete gelen fakir hacıların hastane ve barınma ihtiyaçlarını karşılamak için Ulu Hakan 2. Abdülhamit Han tarafından yaptırılmıştır.
Kabe-i Şerif yakınlarındaki Cervel mevkiinde yapılan bina 600 kişilik misafirhane, bir hastane ve bir eczaneden meydana gelmişti.
1894 yılında yapımına başlanan misafirhane, 50.000 lira harcanarak 1897 yılında bitirilmiştir. Yıllarca fakir hacılara hizmet veren misafirhane, 2. Abdülhamit'in tahtan indirilmesi ve Mekke'deki bazı kabilelerin isyan etmesi nedeniyle 1908 yılında kışlaya cevrilmiştir.
1916 yılında Şerif Hüseyin liderliğindeki isyancı kabileler, kışlaya karşı büyük bir saldırıya geçmiş ve 24 günlük direnişin sonunda kışla düşmüştü. Mekke'deki 400 yıllık Osmanlı hakimiyeti bu şekilde son bulmuştu. 
Yıllarca ayakta kalmayı başaran Osmanlı Kışlasının geçtiğimiz dönemde Suud Hükümeti tarafından yıkıldığı ortaya çıkmıştır. 

KABE'DE OSMANLIDAN KALAN SON İZ:  REVAKLAR



Kabe'nin yüksekliğini aşmayan revakların planı Kanuni Sultan Süleyman'ın emri ile Mimar Sinan tarafından hazırlanmıştı. Sultan Süleyman'dan sonra padişah olan  Sultan II. Selim zamanında yapımına başlanan revaklar için Kabe'nin çevresindeki evler yıkılmış ve Kabe'nin avlusu genişletilmişti. Avlunun etrafı duvar ile çevrilip, duvarın iç kısımlarıda ağaç direkler ile döşenip revaklar yapılmıştı.
1590 yılında Sinan'ın talebesi olan Mimar Mehmet Ağa  revaktaki sutunlara yenilerini ekledi, ağaç direkleri ve kemerleri mermer kullanarak yeniledi. 
Tamamı 500'ü bulan revaklar şimdi Osmanlıdan kalan son hatıra olarak kaderini bekliyor.
Revakların En Meşhur Yeri ve Hacıların Buluşma Noktası: Yeşil Işık